Vatan Sana Minettarız..

Tuncay Tolga ÖZÇAKMAK - ArhaviSitesi Yayın Grubu Başkanı 01 Temmuz 2010 Perşembe Tarihli Köşe Yazısı ---

İki bin yıllık geçmişinde Türk milleti bu güne kadar 16 kez devlet kurmuştur. Ancak hiç bir Türk devleti, düşman bir devletin galibiyeti sonucunda yıkılmamıştır. Yeni bir Türk devleti, öncekinin yerine yine Türkler tarafından daha güçlü bir şekilde tesis edilmiştir. Orta Asya’nın çeşitli bölgelerinde hükümranlıklarını sürdüren Türk Devletlerinden biri olan Selçukluların 1071 yılında Anadolu’ya geçmeleri ile dünyanın bu en jeopolitik coğrafyasını kendilerine yeni yurt edinmişlerdir. Türkler, asırlarca bu topraklar üzerindeki varlıklarını her türlü engellere rağmen çoğaltarak ve geliştirerek sürdürmüşlerdir.

 

Bu bereketli ve stratejik önemi olan toprakları vatan sayan, yurt edinen güçlü Türk Milletinden her zaman rahatsız olan devletler, milletler olmuş. Bazen Tek başlarına bazen birleşerek Haçlı Ordusu adı altında bu coğrafyadan çıkarıp, atmak isteyen batılılar gereken derslerini er meydanlarında almışlardır. Tarihin her safhasında göğüs-göğse mücadelede başarılı olamayanlar içten çökertmek için Bizans entrikalarına başvurmayı prensip edinmişlerdir. Türk devletinin askeri, siyasi ve ekonomik alanda güçlü olduğunda sinsice, zayıf oldukları dönemlerde ise; alenen, çoğu kez de fiilen bu topraklardan atmak için planlar yapıp, uygulamaya koymuşlardır.

Türkleri; tarihin her döneminde sosyal, siyasal ve dini açıdan kendilerinden farklı bulmaları, yaşadıkları yurtlara ve komşuları Ortadoğu topraklarının yeraltı kaynaklarına iştahla göz dikmelerine karşı engel gördüklerinden; yıpratma, zayıflatma ve bölme politikalarını uygulamışlardır.

Bu tür provokasyonlarla bazen Osmanlı İmparatorluğu içerisinde yer alan milletleri, bazen azınlık statüsündeki vatandaşlarımızı, bazen üniter yapımız içerisindeki halklarımızı ve bazen de ayni dinin farklı mezhepleri arasındaki Müslüman kardeşlerimizi kışkırtmaları sonucu ihanet, isyan ve başkaldırı şekliyle karşımıza çıkarmışlardır.

Asıl amaçları Türkleri izole etmek, statik ve gelişmeden yoksun, güçsüz, iç sorunları ile meşgul zayıf bir devlet haline getirmektir. 1914 tarihinde de bu gün oynanan senaryonun aynısını sahneye koyan batılılar, Ermeni Taşnak çetecilerini milletimize musallat etmişlerdir. Ancak her türlü fitneye karşı Türk milletinin azim ve kararlılığı karşısında başarılı olamayan Avrupalılar yeni senaryolar üreterek bugün bile bu rüyalarından vazgeçmemiş olduklarını ispatlamaktadırlar. Türkleri dünya kamuoyuna asimilasyon uygulayan millet olarak gösterme çabaları halen devam etmektedir. Osmanlı’nın savaştığı düşmanla iş birliği yaparak Türkleri arkadan vuran bu halkın Suriye’ye zorunlu göçe tabi tutulmalarını 90 yıl sonra bile batılıların ardı-sıra parlamentolarında soykırım olarak değerlendirmeleri düşündürücüdür.

Sadece çıkarları gereği olan ve kendilerine hiçbir surette zarar vermeyen; Kuzey Afrikalılara, Cezayirlilere, Somalililere, Vietnamlılara, Kamboçyalılara, Afganistanlılara, Filistinlilere, Iraklılara yaptıkları katliamları izah etmekten yoksun ve sorumsuzdurlar. Amerika’nın gerçek yerlileri olan Kızılderililere uyguladıkları yok ediliş kampanyasından hiç şekilde bahsedilmemekte ve hiçbir devlet parlamentolarında gündeme alınmamaktadır. Bu nasıl bir çelişkidir ki, Batılıların çıkarları için yaptıkları mezalimi hoşgörü ile karşılayıp, aynı ülke içerisinde yaşayan ancak ulusal birlik ve beraberliği bozmaya çalışan, düşmanla işbirliği yapmaktan sabıkalı olan bir azınlığı hükümetin aldığı kararla yine Osmanlı toprağı olan Suriye’ye zorunlu tecridi soykırım olarak görüyorlar.

Afrika’dan gemilerle kaçırılarak önce Kaliforniya ve daha sonra diğer eyaletlere getirilerek tarlalarda çalıştırılan zencileri, işlerini bitirdiklerinde Amerikalı patronların Klunax-Kulnk adlı kukuletalı çetelere havale ederek imha edilmelerini kendi Parlamentolarında kınadıklarına hiç tanık olduk mu? Kalanların ise; uzun yıllar siyah derili oldukları için ayrımcılığa, ırkçılığa tabi tutularak, beyazlardan tecritleri sonucu bu insanların da insan hakları var diye sorguladıklarını hiç duyduk mu?

1980’li yıllarda başlayan terörizme Türk Milleti her gün şehit vermektedir. İhanet işbirlikçilerinin saldırı ve pusularına mühimmat sağlayan batılılar uluslararası sözleşmelerle kazanılan kendini koruma hakkımızı kullanmamamız için utanmadan baskı yapabiliyor, itidal tavsiye edebiliyorlar. Bu ne riyakârlık, bu ne ikiyüzlülük; bu ne çifte standartlıktır. Dün Fransız, İngiliz ve Rusların Ermenileri kışkırtarak yapmak istediklerini bu gün yine ABD ve AB ülkelerinin himayelerinde içimizden çıkan hıyanet çeteleri ile yapmak istiyorlar. Oyun aynı oyun, sadece roller ve oyuncular farklı. Yani bu coğrafyada değişen bir şey yok. Yıkamasalar da meşgul edilen, gelişmesi durağan, teknoloji muhtacı, yoksul ve bağımlı bir ulus olarak kalmamızı istiyorlar. Kısaca; kontrol edilebilir bir Türkiye’de hem müşterekler.

Son çeyrek asırda karşımıza Kürdistan Özgürlük Partisi manasına gelen açılımıyla Partiya Kerkerian Kürdistan’ı ifade eden ve PKK kısaltmasıyla bilinen terör örgütünü çıkartıyorlar. Bu maşa örgüt sözde Kürt halkına özgürlük vaat ederek; kendi halkından kadın, ihtiyar, çocuk ve bebek öldürerek işe başlıyor. İstiklal Harbinde 13.000 şehit veren Türk halkı 25 yılda bu hain saldırılar sonucu PKK terörüne 30.000’in üzerinde şehit veriyor. Dış devletlerce televizyon uydu yayınlarına izin verilerek bölücülük propagandası yapabilmeleri sağlanan, himaye edilen, lojistik destek alan ve finansal kaynak sağlanan PKK şunu iyi bilmelidir ki; 30 milyon şehit versek dahi, verilecek 30 milim toprağımız yoktur.

Pusu kurup, baskın yapan korumasız halka vur-kaç taktiği uygulayan bu ihanet çetesinin düzenli bir mücadelede Mehmetçiğin karşısında hiçbir şansı yoktur. Türk askerinin azim ve kararlılığı karşısında asla muvaffakiyetleri söz konusu değildir. Gün; yılanın görüldüğü yerde değil, saklandığı delikte başının ezileceği gündür. Bu izandan yoksun hain çetenin Türk Devletini oluşturan halkların olağan üstü durumlarda birlik ve beraberlikleri hakkında şüpheleri varsa bundan önceki isyanları araştırsınlar, akıbetlerini öğrenip, dünden feyiz alsınlar.

Hain çeteler şunu iyi bilmeliler ki; onları güvendikleri ne Avrupa ne de Amerika kurtarabilir. Dünyada Türk Milletinin azim ve iradesi hiçbir ulusta yoktur. Sanılmasın ki şehit cenazelerinde yaşanan acı nedeniyle pes edilerek misakı milliden ödün verilecek. Vatan uğruna ölmek bu ülke insanının en büyük muradıdır. Türk milleti bu bilinç ve bu anlayışla dünya var oldukça yurdunu savunacaktır. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır.”

Şu an söz konusu olan, ulusumuzu oluşturan milletimizin kararlılığıdır. Bu karar 780 bin kilometre kare alanı olan yurdumuzun huzur ve istikrara kavuşma kararıdır. Bu millet top yekûn olarak huzura erene kadar ne bedel varsa ödemeye de hazırdır.

“ Hat-ti müdafaa yoktur, sat-hı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır ”…

Bu Haberi Paylaş

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy

Yeni Haber:
Eski Haberler: